Yoldaşımızı Kimler Öldürdü?

Ülkemizdeki komünist hareketin, Mustafa Suphi’nin de içinde yer aldığı kurucu kadroları, 1921 yılının 28 Ocak gecesini 29’una bağlayan saatlerinde, Karadeniz açıklarında katledildiler. Komünistler Bakü’den Anadolu’ya uzanan yolculuklarına, yurtseverlik görevlerini yerine getirmek için çıkmışlardı. Bedelini, genç ama sınıf kini yerinde olan burjuvazinin ihanetiyle ödediler.

 

Bu çalışma 15’lerin, sonu Karadeniz’in karanlık sularında noktalanan yolculuklarının önemli uğraklarını konu alıyor. 15’leri anmak süren mücadelenin bir parçası ise, bugünümüzü borçlu olduğumuz yoldaşlarımızın nasıl öldürüldüklerini bilmek boynumuzun borcudur.

 

Bu bir türkü:

toprak çanaklarda

güneşi içenlerin türküsü!

 

 

 

Mustafa Suphi’nin Gelişinden Önce Bakü’de Kurulan TKF

 

1920 yazında Bağımsızlık Savaşı’nın başarıya ulaşabilmesi için Bolşeviklerle ilişki kurulması ve onlardan yardım sağlanmasının gerekli olduğu düşüncesi Ankara’da yoğun olarak tartışılır olmuştu. Aslında o günlerde yardım istenebilecek Sovyetler Birliği’nden başka bir ülke de bulunmuyordu. Bu yüzden Bolşeviklerle ilişki kurulmasına önem verilmiş ve bu işle ilgilenmek üzere Kazım Karabekir görevlendirilmişti.

 

Kazım Karabekir ilk olarak Fuat Sabit ve Ömer Lütfü’yü Bolşeviklerle ilişkiye geçmek için 1920 sonbaharında Bakü’ye gönderdi. Yine bu günlerde İstanbul’daki Karakol Cemiyeti tarafından Baha Sait Bolşeviklerle ilişki kurmak amacıyla Bakü’ye gönderilmişti. Ortak amaçları Bağımsızlık Savaşı’na yardım sağlamak için Bolşeviklerle ilişkiye geçmek olan bütün bu gruplar aralarında görüşerek birlikte çalışmaya karar vermişler ve amaçları doğrultusunda Bakü’de “Türk Komünist Fırkası”nı kurmuşlardır.

 

Mustafa Suphi’nin Bakü’ye Gelişi ve Türk Komünist Fırkası’nın Sonu

 

Taşkent’te Türkiye Komünist Teşkilatı’nın örgütlenme çalışmalarını sürdüren Mustafa Suphi, Azerbaycan’da Sovyetlerin kurulması üzerine çalışmalarını Anadolu’ya daha yakın bir bölgede yürütmek amacıyla 27 Mayıs 1920’de Bakü’ye geldi. Burada Bakü’de bulunan asker esirler ve bazı İttihatçılar tarafından kurulan Türk Komünist Fırkası ile bağlantı kurdu. Ancak Mustafa Suphi kısa sürede bu partinin komünist ilkeler ve amaçlarla ilgisinin bulunmadığını görmüş ve İttihatçıları tasfiye ederek partiyi Bakü’de yeniden yapılandıracağı TKT’ye katmıştır. Mustafa Suphi ile İttihatçılar arasından bundan sonra hiç bitmeyecek olan çekişme ve husumetin bu olayla başladığı özellikle belirtmek gerekir.

 

Türkiye Komünist Teşkilatı bir yandan Ankara Hükümeti ile resmi ilişkiler kurmaya çalışırken, diğer taraftan da gizlice İstanbul ve Anadolu’ya üyelerini göndererek propaganda ve örgütlenmeye yönelik çalışmalar yürütmüştür. 1920 yılında Süleyman Sami TKT tarafından hem Ankara Hükümeti’yle ilişki kurmak hem de Ankara ve Eskişehir’deki komünist gruplarla görüşmek üzere Ankara’ya gönderilmiştir. Süleyman Sami Ankara’ya geldiği Ağustos ayında Anadolu’da sol muhalefetten Yeşil Ordu ve gizli TKF bulunuyordu. İşin gerçeği Süleyman Sami TKT’ya sızmış bir İttihatçıydı. Ankara ve Eskişehir’deki komünist gruplarla yaptığı görüşmeler hakkında Ankara Hükümeti’ne bilgi vermesi ve onları ihbar etmiş olması ciddi bir olasılıktır.

 

Bıraksın peşimizi

kendi yüreğinin

kabuğunda yaşayanlar!

 

Doğu Halkları Birinci Kongresi ve TKT

 

Ankara Hükümeti, Doğu Halkları Birinci Kongresine kendi insiyatifiyle belirlediği kişileri gönderirken, Anadolu’daki komünist grupların temsilcilerinin Bakü’ye gitmesini engellemeye çalışmış ve Karadeniz sahiliyle sınır bölgeleri dışında bunda başarılı olmuştur. Türkiye Komünist Teşkilatı’ndan da başta Mustafa Suphi olmak üzere birçok kişi Türkiye adına kongreye katılmışlardır. Ankara Hükümeti kendi insiyatifiyle gönderdiği delegelere Kazım Karabekir aracılığıyla bazı talimatlar vermiştir. Buna göre eğer kongrede delegelere Türkiye’nin yeni siyasi ve ekonomik sistemine dair sorular sorulursa, henüz bu konuda verilmiş kesin bir kararın olmadığını söyleyeceklerdi. Bu nokta Ankara Hükümeti’nin sosyalizmi benimsemeden Sovyetler Birliği’nin askeri ve siyasi desteğini kazanmak için uyguladığı karmaşık politikayı en açık biçimde ortaya koyduğu için özellikle önemlidir.

 

Kongre sonrası Anadolu’dan gönderilen delegelerin raporları Ankara Hükümeti’ne ulaşmaya başlar. Bu raporların Ankara Hükümeti’nin Sovyetler Birliği’ne, Bolşevizme ve Mustafa Suphiler’e karşı siyasetinin şekillenmesinde birinci derecede etkisi olacaktır.

 

Türkiye Komünist Teşkilatı Birinci Kongresi ve TKP’nin Kuruluşu

 

1920 Eylül ayında Bakü’de Doğu Halkları Birinci Kongresi’nden hemen sonra ikinci bir kongre daha yapılmıştır. Bu kongre, 10-15 Eylül 1920’de yapılan Türkiye Komünist Teşkilatı Birinci Kongresi’dir. Kongrenin birincil amacı TKT’yle İstanbul ve Anadolu’daki komünist parti ve grupları bir araya getirerek, bunları Türkiye Komünist Partisi çatısı altında birleştirmekti. Kongre bileşenleri toplanma yeri olarak Türkiye’yi düşünmüşlerse de TKF Birinci Sekreteri Yakup Demir, “Kongrenin Türkiye’de yapılmasına Ankara Hükümeti izin vermemişti, kongrenin Bakü’de toplanmasının nedeni budur” demektedir.

 

TKT Birinci Kongresi 15 Eylül 1920’de son oturumunu yaparak kapanmıştır. Bu kongreyle Anadolu ve Rusya’da bulunan komünist grupların “Türkiye Komünist Fırkası” çatısı altında birleştirilmesi karara bağlanmıştır. Kongrede TKF programı ve tüzüğü kabul edilmiş, İstanbul’dan gelen Ethem Nefat ve Hilmioğlu Hakkı gibi isimlerin katılımı ile TKF Merkez Komitesi oluşturulmuştur. Kongrede ayrıca işçi, köylü, gençler ve kadınlar arasında Türkiye’de nasıl çalışılacağı tartışılmış, Bağımsızlık Savaşı’na yardım edileceği ve Türkiye’de işçi-köylü egemenliği kurmak için çalışılacağı karar altına alınmıştır. Bunu gerçekleştirmek için de TKF’nin Anadolu’ya nakledilmesi kabul edilmiştir.

 

Yüreğimiz topraktan

aldı hızını;

altın yeleli aslanların

ağzını yırtarak gerindik!

 

Türkiye Komünist Partisi’nin Anadolu’ya Nakli

 

Mustafa Suphi ile Ankara Hükümeti arasındaki ilk haberleşmeler TKT’nin Anadolu’ya gönderdiği Talipzade Yusuf Paşa aracılığıyla olmuştur, bu kişi aslında Kazım Karabekir’in talimatları doğrultusunda hareket etmektedir. Mustafa Suphi hakkındaki ilk bilgiler onu Lenin’in güvenini kazanmış etkili bir kişi olarak göstermekte ve hem Kazım Karabekir’de hem Mustafa Kemal’de ondan Bağımsızlık Savaşı’nın başarısı için yararlanılabileceği düşüncesini yarattığı anlaşılmaktadır.

 

Mustafa Suphi ve TKT ile Ankara Hükümeti arasındaki ilişkilerin ilk devresi, Bakü’deki kongrelerin sonuçlarının alınmasına ve Bolşeviklik, Rusya’daki Türkiyeli komünistlerin çalışmaları, Sovyetlerin Ankara Hükümeti’ne yaklaşımı gibi konularda yazılmış raporların hükümetin eline ulaşmasına kadarki dönemi kapsar. Bu rapor ve bilgiler Ankara Hükümeti’nin komünist gruplara ve Sovyetler Birliği’ne dair tutumunu tamamen değiştirmesine neden olmuştur. Ankara Hükümeti bundan sonra Sovyetler ve Azerbaycan’la ilişkilerinde Mustafa Suphileri aracı olarak görmekten vazgeçmiş, bu ilişkiyi resmi temsilcileriyle sürdürmeye karar vermiştir.

 

Peki TKF heyeti Ankara Hükümeti tarafından Anadolu’ya davet edilmiş midir? Genel kanı Mustafa Suphi’nin Anadolu’ya gelmesine izin verildiği hatta davet edildiği yönündedir. Süleyman Nuri’ye göre Mustafa Suphi Merkez Komiteyi toplamış ve Mustafa Kemal’in kendilerini “Meclis’in sol koltuklarını doldurmaları ve Türkiye işçi ve köylülerinin haklarını savunmak için” Ankara’ya çağıran mektubunu okumuştur.

 

TKF’nin Anadolu’ya gelmesinden önce gönderdiği propagandıcıların çalışmaları Ankara Hükümeti tarafından izleniyor ve özellikle ordu içindeki çalışmalar endişeyle karşılanıyordu. Bu aşamada Mustafa Suphi ve TKF’nin Anadolu’ya çağırılarak Ankara Hükümeti’nin denetimi altında tutulmasının daha uygun olacağının düşünülmüş olabilir.

 

TKT Birinci Kongresi’nden partileşme ve TKF’yle asker esirlerden oluşan Türk Kızıl Alayı’nın Anadolu’ya taşınması kararının çıkmasından sonra, Mustafa Suphi 19 Eylül’de Kazım Karabekir’e bu kararı bildiren bir mektup yazmıştır.  Bunun üzerine hükümet Türk Kızıl Alayı’nın Anadolu’ya gelir gelmez gerekirse güç kullanarak Mustafa Suphi’nin emrinden alınıp, Batı Cephe’sine sevkedilmesine karar vermişti. Ayrıca Mustafa Suphi ve arkadaşları Anadolu’ya geldiklerinde ancak resmi TKF içerisinde çalışabileceklerdi. Anlaşılıyor ki Mustafa Suphiler davet edildiklerinde Türkiye’de ne yapılacakları önceden planlanmıştı. Hem Suphilerin Bakü’deki örgütlenme çalışmalarının ve TKA’nın giderek ciddi bir askeri güç konumun gelmesinin önüne geçmek için Ankara’ya gelip hükümetin denetimine girmeleri istenmiş, hem de Mustafa Suphi bir kez Anadolu’ya gelirse yaratacağı etkinin ve çalışmalarının bir daha denetim altına alınamayacağından korkulmuştur, bütün bunların yanında Sovyetler’le yürütülen ince diplomasinin kırılganlığı vardır.

 

Mustafa Suphiler Bakü’den hareket ettiklerinde Anadolu’da ve Meclis içinde sol akımlar çalışmalarını yoğunlaştırmışlardı. Hükümet bu çalışmaları denetimi altına alabilmek için resmi TKF’yi kurdurmuş; ancak istenen sonuç elde edilememişti ve Resmi TKP’ye girmeyi kabul etmeyen komünistler THİF çatısı altında örgütlenmişlerdi. Bunun üzerine Ankara Hükümet’i Kazım Karabekir’in Mustafa Suphi Anadolu’ya geldiğinde onunla yapacağı görüşmeye bağlı olarak adım atmaya karar vermiş, sonrasında ise TKP heyetinin kesinlikle Ankara’ya sokulmamalarını kararlaştırarak heyetin akıbetinin ne olacağı sorununu Kazım Karabekir’in inisiyatifine bırakmıştır. 

 

Mustafa Suphi ve TKF Heyeti Anadolu’da

 

İşte Mustafa Suphi ve arkadaşları bütün bu gelişmelerden habersiz olarak, Bakü’de üç kişilik bir Dış Büro bırakarak 19 Aralık 1920’de Ermenistan üzerinden Anadolu’ya geçmek için Bakü’den ayrılmışlardır, heyet 28 Aralık’ta Kars’a varacaktır.

 

Bu koşullarda Kazım Karabekir’in önünde iki yol vardı; ya heyeti Anadolu’nun kolay denetim altında tutulabilecek bir yerine gönderecek, ya da sınır dışı edecekti. Karabekir bu konuyu Erzurum Valisi Hamit Bey’le görüşmüş, Hamit Bey Mustafa Suphilerin sınır dışı edilmelerinin daha uygun olacağını, işin kendilerine havale edilmesini istemiştir. Plana göre TKP heyeti Erzurum’a geldiğinde halk tarafından aleyhlerine gösteri yapılacak ve heyette ülkede kalma koşullarının olmadığı duygusu uyandırılacaktı. Halkın yatışması için Trabzon’dan sınır dışı edilmeleri gerektiği onlara uygun bir dille söylenecek ve Trabzon’a kadar yollarda halkın heyete karşı gösterileri devam ettirilecekti.

 

TKF heyeti, kendileri aleyhine Erzurum’da estirilen hava hakkında bazı duyumlar almış olmalarına rağmen, Kazım Karabekir ve vali Hamit Bey’in verdikleri güvenceler nedeniyle Kars’tan ayrılarak 22 Ocak’ta Erzurum’a gelmişlerdir. Heyet, onlara güvenlik konusunda güvence veren vali Hamit Bey’in örgütlenmesine bizzat yardımcı olduğu gösteriler gerekçe gösterilerek Erzurum’a sokulmamış, tekrar trene bindirilerek Ilıca’ya göderilmiş ve buradan yanlarında bir müfreze askerle Trabzon’a doğru yola çıkarılmışlardır. Burada şunu da belirtmek gerekir ki, Meclis başkanı Mustafa Kemal bütün bu gelişmelerden haberdar edilmekteydi.

 

Mustafa Suphi ve Yoldaşlarının Öldürülmesi

 

 

Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Erzurum’a sokulmayarak gözetim altında Trabzon’a doğru yola çıkarılmalarıyla, Kazım Karabekir’in TKF heyetini sınır dışı etme planının son aşamasına geçilmiştir. Aslında başından beri her adım hükümetin idari ve askeri sorumlularına yaptırıldığı halde, Ankara Hükümeti bütün olayların dışındaymış ve Mustafa Suphilerin ülkeyi terk etmelerine ve sonrasında öldürülmelerine neden olan olumsuzlukların kaynağı da kendiliğinden gelişen halk tepkisiymiş gibi gösterilmiştir.

 

Heyete karşı Bayburt, Gümüşhane ve Torul’da aynı tutum devam ettirilmiş ve heyet bu atmosferde Maçka’ya ulaşmıştır. Burada heyet Trabzon’a hareket etmeden önce aslında hükümetin adamı olan Süleyman Sami onlardan ayrılmıştır. 28 Ocak’ta Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Maçka’dan ayrılarak Trabzon’a gelmek üzere oldukları haberi Trabzon’a ulaştığı zaman, planın son aşamasını gerçekleştirmek üzere önlemler alındığı anlaşılmaktadır. Heyet şehrin girişinde görünmüş, yolları Değirmendere’de kesilmiş ve üst yolda onları karşılamak için bekleyen içinde Sovyetler’in Trabzon konsolosu Bagirov’un da olduğu topluluğa gösterilmeden, alt yoldan iskeleye götürülmüşler, burada toplanan grubun gösterileri altında önceden hazırlanan motora bindirilip, Trabzon’dan uzaklaştırılmışlardır. 

Ancak bu yolculuk çok kısa sürecek ve Mustafa Suphi ve arkadaşlarının son yolculuğu olacaktır…

 

Ölenler döğüşerek öldüler;

güneşe gömüldüler.

Vaktimiz yok onların

matemini tutmaya!

 

Mustafa Suphilerin Öldürülmesinin Arkasında Kimler Var?

 

Elde olan bilgilere göre olay şöyle olmuştur: Mustafa Suphi ve on üç arkadaşı 28/29 Ocak gecesi Trabzon iskelesinde bindirildikleri bir motorla Batum’a gönderilmek üzere yola çıkarılmışlar, hemen arkalarından kalkan bir başka bir motorla, Yahya Kahya’nın adamlarından Faik Reis ve arkadaşları Sürmene açıklarında Mustafa Suphileri götüren motora yetişmişler ve hepsini öldürerek Karadeniz’e atmışlardır. Yani Mustafa Suphilerin öldürülmesi bir fail-i meçhul değildir.

 

Bu cinayetten bir süre sonra Kahya Yahya Trabzon’da karışık işler yaptığı savıyla Kazım Karabekir’in emriyle tutuklanmış ve yargılanmak üzere Sivas’a gönderilmiştir. Sivas’ta ağır ceza mahkemesindeki yargılanmasından beraat eden Yahya’nın Trabzon’a döndüğünde, “Sanki bütün işlerde ben tek başımaydım, daha üstüme gelinirse her şeyi olduğu gibi ortaya dökerim.” demesi ve daha sonra öldürülerek ortadan kaldırılması gibi olaylar Yahya’nın bu işte yalnız olmadığını göstermektedir.

 

Mustafa Suphilerin öldürülmesiyle ilgili akla en yatkın açıklama şudur: Ankara Hükümeti, Kazım Karabekir ve yerel Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin işbirliğiyle hayata geçirilen plan, Bakü’den bu yana Mustafa Suphi’ye karşı düşmanlık besleyen İttihatçılar bakımından, hem de güçlü oldukları bir ilde, onu ortadan kaldırmak için elverişli bir ortam yaratmış ve onlar da bu fırsatı değerlendirmişlerdir. Ortada bir danışıklı dövüşün olmaması taraflardan herhangi birinin olaydaki rolünü önemsiz kılmamaktadır. Son olarak unutmamak gerekir ki hükümetin planı, İttihatçıların Anadolu’da kendi insiyatifleriyle organize edebileceklerinden çok daha karmaşık ve örgütlüydü. Yani bu plan olmasaydı büyük olasılıkla İttihatçılar da Mustafa Suphi ve arkadaşlarını ortadan kaldıracak fırsatı bulamayacaklardı. 

 

Yoldaşlarımızın katilleri bellidir. Alçakça bir plan doğrultusunda katledilmelerinin 91. yılında, komünistler “vardık, varız, var olacağız” demeye devam ediyorlar.

 

Direngenliğimiz ve sınıf aklımız karşısında burjuvazi ve tetikçileri kaybetmeye yazgılı… Sosyalizm kazanacak!

 

Tunca Özlen

tuncaozlen@gmail.com

Yorumlar

Yeni yorum gönder