Bursa'da “Bir Başka Okul”

Solcularca, sosyalistlerce sıkça söylenen bir gerçektir Bursa’nın bir işçi kenti olduğu. Türkiye kapitalizminin merkez olarak Marmara bölgesini seçmesi ile de alakalıdır ki, İstanbul ve Kocaeli ile birlikte Türkiye’nin en büyük sanayi merkezini oluşturur Bursa. Bunun yanı sıra hizmet sektöründe de gözle görülür bir büyüklüğe sahiptir. Bu da beraberinde büyük bir işçi ordusu, işçi yığınları anlamına gelmekte haliyle.
Bir başka gerçek de, gene hep dillendirdiğimiz, geleceğin işçi sınıfının ellerinde olduğu, sosyalizmi kuracak gücün işçi sınıfı olduğudur.
Peki bu nasıl olacak? Bir gece gökten kayan bir yıldızın ulvi ışığıyla silkinip ayağa kalkan işçiler ertesi gün sokağa çıkıp “kuruyoruz sosyalizmi” mi diyecekler? Çoğu sosyalizmi, komünizmi kötü bilen, siyasete mesafeli, büyük çoğunluğu milliyetlerine, doğduğu şehirlere ya da inançlarına göre bölünmüş işçi yığınları “yeter bu kadar, kaldırıyoruz sınıfları” mı diyecekler?
“İşçinin sağcısı solcusu olmaz” diyenler böyle düşünebilir. “Biz kuralım partiyi, bekleyelim, nasılsa işçi sınıfı bizim kıymetimizi anlayacak” diyenler evde kalmış gelin misali beklemeye devam ediyorlar. Böylelerine de bizden “otur kızım bahtın açılsın” demekten başka bir şey düşmüyor. Bir sosyalist, bir Marksist Leninist ise işçi sınıfının başta aklına karşı yürütülen bu savaşta oturup bekleyemez. Böyle bir lükse sahip değildir. Çünkü beklediği her an, kaybettiği her gün, saat, dakika, saniyenin, işçi sınıfının bu düzen tarafından, kapitalizm tarafından daha fazla çürütülmesi, açlıkla, yoksullukla, örgütsüzlükle “terbiye edilmesi” anlamına geldiğini bilir.
Dahası, aklı karışık, kendi öz düşüncesi olan sol ile, sosyalizm ile arasına rezervler koymuş olan işçiler, günün birinde canına tak dediğinde ayaklansa bile bu ayaklanma ya eski düzenin yerini sağlamlaştırması, ya da eskisinden daha gerici, baskıcı, düzen yanlısı bir rejimin tesis edilmesiyle, mücadelesi kazanımla sonuçlanmayan işçilerin ise daha da içe kapanmalarıyla, umutsuzluğa kapılmalarıyla sonuçlanacaktır. Çünkü mevcut düzenin bir veya birkaç başlığına karşı biriken öfke, yıkıcı bir güce dönüşse bile eskisinin yerine ne koyacağını bilmeyen emekçiler tarafından bu güç karşı devrimcilerin elinde yeniden onlara doğrultulan bir silaha dönüşecektir.
Çok mu soyut oldu?
Mısır ve Tunus örnekleri daha çok taze. Yoksulluk ve açlık tehdidiyle karşı karşıya kalarak ayaklanan işçiler, emekçi halk kendi ülkelerindeki iktidarları devirebildiler. Ama arada doğan boşluktan yararlanan düzen yanlıları ve emperyalizmin uşakları, Müslüman Kardeşler ile ordu bu boşluğu dolduruverdi. İktidara gelenler “gidenlerden” daha az işbirlikçi, piyasacı, gerici de değil. Şimdilerde ise gerek Mısırlılar, gerek Tunuslular “biz ne yaptık” sorusuna bir yanıt bulmaya çalışıyor, “o kadar mücadele boşuna mıydı?” diye soruyorlar kendilerine. soL Portal’ın değerli yazarlarından Aydemir Güler’in değişiyle, “devrim daha Tahrir Meydanı’nda toplanan kitleleri devlet başkanlığı binasına yürütecek bir gücün ortaya çıkmadığı o anda kaybedilmişti.”
Yerelden genele açıldık oldukça, gene Bursa’ya dönelim. Bursa’da sayısı milyonları bulan işçi yığınları var. Bu işçilerin büyük çoğunluğu bu düzenin kuşatması tarafından esir alınmış durumda. Yalnız bir de bu düzenin esir alamadığı, esir olmayı içine sindiremeyen işçileri de var. Peki bu kısır döngüyü kıracak bir “adım” var mı? Yakın zamana kadar bu soruya dolu dolu bir “evet” demek pek mümkün değildi.
Bursa’da sosyalist partilerin olmayışından değil, bu partilerin kendi iç kavgalarından başını kaldıramaması ya da çareyi işçi sınıfı yerine “güçlü” olanın peşine takılmakta görmelerinden. Bu adımı ise son dönemde benim görebildiğim kadarıyla yalnızca bir parti atabildi. Türkiye Komünist Partisi “İşçi Okulu” adını taşıyan okullar kurdu Bursa da dahil pek çok kentte. Okuyucularımıza da buradan duyurusunu yaptık bu okulların.“Sömürü nedir”den başlayarak sınıf mücadeleleri tarihini, kapitalizmi, emperyalizmi, dünü ve bugünü ile sendikal mücadeleyi, Türkiye işçi sınıfının bugüne kadar kanla yazılmış mücadelesinden bu mücadele ile kazanılmış ve yasalarla güvence altına alınmış haklarına, Kürt sorunundan Alevi-Sünni ayrımının nedenlerine, AKP iktidarıyla başlayan dönüşümün işçiler için ne getirip götürdüğüne dair işçileri ilgilendiren, işçilerin ilgili olması gereken istisnasız hemen her başlıkta bilgilenmeyi amaç edinen bir “okul” bu. Dahası, alternatifi de somut bir şekilde gösteren, anlatan bir okul. Diğer bir değişle, bu düzenin çarkları arasında yitip gitmek istemeyen her işçinin ihtiyaç duyacağı türden bilgileri içinde barındıran bir okul.
Bu okulun “mezunları” günün birinde krizi bahane ederek kendisini işten atmak isteyen, tazminatını ödemeyen, sigortasını yatırmayan patronların, onun kıdem tazminatını, sosyal güvencesini kaldırmak isteyen patron siyasetçilerinin, kendisini şükür gibi, biat gibi uyuşturucularla zehirlemek isteyen din bezirganlarının karşısında çaresiz, güçsüz hissetmeyecek. Ve bu okulun mezunları, kendisi gibi düşünmeyen ancak işten atılmasının patronun iki dudağı arasında olduğunu bilen, haklarını öğrenmek istediğinde ne yapacağını bilemeyen, sokakta, işte, mahallede, okulda dini ya da milliyeti, cinsiyeti, cinsel yönelimi vb. yüzünden ayrımcılığa, baskıya, daha fazla sömürüye maruz kalan işçi arkadaşları için birer deniz feneri, kutup yıldızı vazifesi görecekler.
İşçi Okulu Bursa’da derslerine devam ediyor. Bir süre daha da devam edecek. Naçizane önerim, gelin, görün, denemek için bile olsa bir dersine katılın. Bir şey kaybetmeyeceğiniz gibi, çok şey kazanırsınız emin olun.
Fırat Birkan - firatbirkan@bursayorum.com
Yazarımızın Diğer Yazıları
-
Ne oldu? Ne Oluyor? - 15.12.2011
-
Kan... - 12.11.2011
-
İç Savaş, Van Depremi ve Sıradan Faşizm - 26.10.2011
-
Kızıl Bursa - 01.10.2011



Yorumlar
Yeni yorum gönder