TKP 'ne suç, ne değil' bilmek istiyor

TKP 'ne suç, ne değil' bilmek istiyor

TKP, bugün aralarında Anayasa Mahkemesi, HSYK, Yargıtay gibi kurumların da olduğu bir dizi makama başvurarak, Türkiye'de neyin suç olup neyin suç olmadığını sordu. TKP'nin başvurusunda, dinleme kayıtlarından, gizli tanıklara kadar son dönemde gündemde olan "yargı usulleri"ni sordu.

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi bugün Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’na başvurarak, Türkiye’de nelerin suç sayılıp, nelerin suç sayılmadığını sordu. Başvuru metninde gizli tanıklardan, dinleme kayıtlarına, dosya gizliliğinden, medyaya bilgi sızdırılmasına ve delil sayılan belgelerin niteliğine kadar son dönemin davalarında gündeme gelen usuller hakkındaki kaygılar ve sorular iletildi.

Hukuk iktidarın siyasal tercihleri tarafından zapt edildi

Başvuru metninin giriş kısmında şu ifadelere yer verildi:

"Türkiye Komünist Partisi ülkemizin içinde bulunduğu hukuksal iklimle ilgili derin kaygılara sahiptir. Türkiye seçilmiş siyasetçilerin, gazetecilerin, üniversite ve lise öğrencilerinin, bilim insanlarının çoğunlukla terör suçlamasıyla, çok sık olarak da herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin hapsedildiği, uzun sürelerle hükümsüz olarak tutuldukları, tutuklu ve hükümlü sayılarının dünya rekoru haline geldiği bir ülkedir. Ülkemiz 12 Eylül askeri rejimini bazı açılardan hayli aşan bir baskı döneminden geçmektedir.

Hukuk, iktidarın siyasal tercihleri tarafından işgal edilmiş, hukukla adalet arasındaki bağ kopartılmış, hukuk siyaset alanının iktidar tarafından daraltılması için bir alete indirgenmiş, bütünüyle keyfileştirilmiştir. Süregiden uygulamaların hangilerinin yasal dayanaklarının olduğu belirsizdir. Yasaların hukuka, hukukun evrensel hukuk değerlerine, hepsinin adalet duygusuna tabi olması gerektiği yaklaşımı terk edilmiştir."

Tüm toplum nezdinde netleştirilmesi gereken sorular

TKP Merkez Komitesi başvuru metninin devamında ise "kamuoyu tarafından bilinen programı ve örgütlenme ilkeleri çerçevesinde siyasal mücadele yürüten, toplumu aydınlatmaya, görüşlerine ikna etmeye çalışan, emekçileri ve aydınları örgütlü harekete kazanmayı amaçlayan meşru bir siyasi parti" olan TKP'nin siyasi mücadelesini etkin bir şekilde sürdürebilmek için bazı soruların yanıtlanması ve bu yanıtların tüm toplum nezdinde netleştirilerek, belirsizliklerin ortadan kaldırılması gerektiğini düşündüğünü belirtti.

Ardından da son dönemde gündemi meşgul eden davalar çerçevesinde gündeme gelen usuller hakkında değerlendirme ve sorular sıralandı.

Kahvehaneler terör yuvası mı?

Bu sorular çerçevesinde ilk olarak "dinleme kayıtları" gündeme getirildi. "Dinleme kayıtlarının hukuksal geçerliliği, delil sayılmalarının koşulları açıklığa kavuşturulmalıdır. Mevcut iddianamelerden anlaşıldığı üzere, toplumun bütün kesimleri ve bu arada siyasi partiler “teknik takip” adı altında izlenmekte, telefonlar, hatta toplantılar sürekli olarak dinlenmektedir. Bu durum, siyasi partilerin “Anayasa’nın güvencesi altında” çalışma yürütmeleri ilkesinin fiilen ortadan kalkması ve yargının iç denetiminden bile yoksun biçimde polis ve savcı marifetine bağlanması anlamına gelmektedir"diyen metinde, kamuoyuna sızdırılan dinleme kayıtlarının yalnızca hukuksal değil, insani bir ilke de olan "özel yaşamın gizliliği" ilkesini zedelediği ifade edildi.

Metinde bu saptama şöyle örneklendi: "Örneğin iki kişinin arasında geçen, enformel nitelikli bir konuşmada, bu konuşmada kullanılan sözcüklerde suç unsuru aranacaksa, kısa yoldan ülkemizde köy ve mahalle kahvehanelerinin kapatılması yoluna gidilmelidir. Zira -üstelik iki değil çok kişinin iletişim kurdukları- bu tür ortamlarda her zam haberinin ardından yapılan yorumların devlet yöneticilerine karşı terör eylemi hazırlığı kapsamında değerlendirilmesi pekala mümkündür!"

TKP'nin iki kişi arasında yapılan bir görüşmenin ya da yazışmanın hiçbir biçimde suç oluşturmayacağı düşüncesinde olduğu belirtilerek, "Anayasa Mahkemesi’nin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, İçişleri ve Adalet Bakanlıkları’nın konuya ilişkin görüşleri bu açıdan önem taşımaktadır" denildi.

Hukuk devletinde "kim olduğunu söylemeyeceğimiz biri, sizin hakkınızda terörist dedi" şeklinde kanıt olur mu?

Başvuru metninin sorguladığı ikinci başlık ise "gizli tanıklar"... "Gizli tanık uygulaması, karşısında savunma yapılması olanaksız bir totolojiye dönüşmüştür. Bir suçlamanın dayanaklarının, içeriğinin, özünün ve gerekçelerinin tanığın kimliğinden ayrılması düşünülemez. Bu haliyle gizli tanık ifadeleri hayali bir kişilik tarafından ortaya atılmış bir teori veya menşei belirsiz bir dedikodu niteliği taşımaktadır. Bu kategorilerin hukukta geleneksel uygulamalarda ciddiye alınması mümkün değildir" diyen TKP Merkez Komitesi, "Kimse hukuk devleti olduğu söylenen bir yerde, 'kim olduğunu söylemeyeceğimiz biri, sizin hakkınızda terörist dedi' biçiminde bir kanıtla suçlanamaz" şeklinde devam etti.

Uygulamada gizli tanıklığın sınırlarının belirsizliğine işaret edilirken, "Komşusuna kızan kişinin, bir sendika ya da kitle örgütünde yeniden seçilemeyen yöneticinin, rakip şirketi güç durumda bırakmak isteyecek patronun, başarıyı belden aşağı yöntemlerle elde etmek isteyecek siyasetçinin 'gizli tanık' uygulamasını istediği gibi kullanmayacağının güvencesi kimdir? Kamuoyu ve muhatapları tarafından denetlenmeyen kişiler eliyle adalet dağıtılacaksa yasalara ne gerek vardır?" soruları yöneltildi.

"İki kişinin arasında geçen, enformel nitelikli bir konuşmada, bu konuşmada kullanılan sözcüklerde suç unsuru aranacaksa, kısa yoldan ülkemizde köy ve mahalle kahvehanelerinin kapatılması yoluna gidilmelidir. Zira -üstelik iki değil çok kişinin iletişim kurdukları- bu tür ortamlarda her zam haberinin ardından yapılan yorumların devlet yöneticilerine karşı terör eylemi hazırlığı kapsamında değerlendirilmesi pekala mümkündür!"

 

"Dosya gizliliği uygulaması en katı askeri rejimlerde bile görülmedi"

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, İçişleri ve Adalet Bakanlıkları’nın “dosya gizliliği” konusundaki yaklaşımlarının siyaset yaşamı açısından büyük önem taşıdığını belirten başvuruda, konuyla ilgili şunlar söylendi:

"Bir siyasi partinin herhangi bir üye veya yöneticisi, hangi haklı gerekçeye dayandırıldığını bilemediğimiz bir kararla dinlenip, gerçekte var olup olmadığını bilmediğimiz ve tanıklığını test edemediğimiz kişilerce suçlanıp hakkında soruşturma yürütülebilir. İşin ilginç yanı nasıl oluşturulduğunu bilemeyeceğimiz bu soruşturmanın dosyası da kapalı tutulabilir. Dosyanın soruşturmaya konu olan tarafa gizli tutulması, savunma hakkının gaspından başka bir anlama gelmez. Böyle bir uygulamanın en katı askeri rejimlerde bile söz konusu olmadığını biliyoruz. Bir siyasi partinin, yöneticilerinin veya üyelerinin neyle suçlandığı bilinmeksizin soruşturulması, fiilen siyasi faaliyetin engellenmesi anlamına gelmeyecek midir? Amaç siyasi faaliyet alanının daraltılması ise bu açıkça ifade edilmeli, yeni koşullarda siyasetin nasıl, hangi sınırlar içinde yapılacağı tanımlanmalıdır. "

Sanıklara tebligatı basın mı yapıyor?
TKP Merkez Komitesi'nin sorularını yönelttiği bir diğer husus ise "medyaya bilgi sızdırılması" konusu oldu. "Yasak konan ve dolayısıyla konuyla doğrudan ilgili, suçlamanın muhatabı olan tarafın ulaşamadığı bilgilerin medyada yer alması ise bir diğer uygulamadır. “Uygulama” demek durumundayız, çünkü bu bir istisnai durum, bir “sızıntı” olamayacak kadar yaygınlaşmış bulunuyor"diyen metin, gizli bir dosyanın içeriğinin yayınlanmasının bir gazetecilik marifeti sayılmaya başlanmasının rastlantısal olmadığı görüşünü vurguladı. Metinde "Açıkçası, böylesi bir yaygınlığı herhangi bir hukuk kurumu yorumlasa, bilginin çıktığı kaynağın savcılık soruşturmasını yürüten kişiler olduğundan başka bir sonuca varamayacaktır. Oysa gizlilik kararında da aynı kişilerin imzası vardır" denildi.

"Dosyanın soruşturmaya konu olan tarafa gizli tutulması, savunma hakkının gaspından başka bir anlama gelmez. Böyle bir uygulamanın en katı askeri rejimlerde bile söz konusu olmadığını biliyoruz."

Ardından da "Türk hukukunda sanıklara tebligatın basın yoluyla yapılması diye bir uygulama mı başlatılmıştır?" sorusu sorularak, "Medyanın ve kamuoyunun yargı süreci üstünde bir toplumsal basınç oluşturması “demokratik” bir hak ve uygulama olarak kabul edilebilir. Ancak bugünkü durum soruşturmaya uğrayanın veya şüphelinin bilgilendirilmemesine, öte yandan medyanın savcılığın yanında bir ikinci taraf olarak hukuk sistemine dahil edilmesine dönmüştür. Yargı, medyanın gayrimeşru yollarla edindiği bilgileri, hem yasalara, hem soruşturmanın ve dosyanın gizliliği yolundaki kararlara aykırı biçimde düzenlediği kampanyalarla yürütülmektedir. Eğer uygulama bundan sonra böyle olacaksa bu kampanyaların itiraz merciinin neresi olacağı da açıklanmalıdır" denildi.

Kişisel notlar nasıl suç delili olur?
Metnin gündeme getirdiği bir diğer başlık ise "delil sayılan dökümanlar"... Başvuru metninde "İddia makamının sınırlı örneklerde en fazla “yardımcı kanıt” olarak görülebilecek yazışmaların ötesinde insanların tuttukları kişisel notlara “örgütsel doküman” muamelesi yapması, kitap kenarlarına düşülen hatırlatma notlarını, daha da kötüsü kitapların kendisini “suç aracı” olarak göstermesi son derece tuhaftır" diyen TKP Merkez Komitesi, "dijital deliller" konusuna da "Bilgisayar belleklerine ya da elektronik belleklere bazı dokümanların kişilerin izni ve haberi olmadan yüklendiği açık bir gerçektir ve bu örneklerin üzerine gidilmelidir" diyerek değindi.

Metinde bu konuyla ilgili şu sorular soruldu: "Öte yandan, kamuoyu ile paylaşılmadığı sürece hiçbir yazı ya da notun suç niteliği taşımadığından hareketle, konunun “teknik” değil asli yönüne odaklanılması gerekir. İnsanlar öfkelerini, düşüncelerini kağıda ya da bilgisayara aktarabilir ve sonrasında onları hiçbir biçimde gündemlerine almayabilecekleri gibi bunları edebi, akademik ya da siyasi çalışmalarında kullanabilirler. Oysa bugün bazı siyasi parti yönetici ve üyelerine, gazeteci ve akademisyenlere dönük uygulamalar trajikomik bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Bu koşullarda Parti olarak, ilgili kurumlara soruyoruz: İnsanların kişisel notlarından suç üretilebilir mi? Üretilemezse iddianamelere neden ilgili ilgisiz bir sürü belge, yazı, araştırma, günlük doldurulmaktadır?"

Sorulan soruların bütünü

TKP Merkez Komitesi tarafından ilgili makamlara sorulan sorular şu şekilde özetlendi:

"Kişiler arasındaki günlük, özel görüşme veya sohbet niteliğindeki konuşmaların dinlenmesi, kaydedilmesi ve suç delili sayılmasının sınırı nedir?
Kim olduğu bilinmeyen bir tanığın iddiaları nasıl tartışılabilir?
Niteliği bilinmeyen, açıklanmayan bir suç isnadına karşı nasıl savunma yapılabilir?
Soruşturmaya uğrayanın bile bilmediği suçlama ve ilgili olayların medya tarafından açıklanması meşru bir hukuksal prosedür sayılabilir mi?
İnsanların kişisel not tutmaları suça kanıt oluşturabilir mi?"

 

(soL)

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.